Yukarıda okuduğunuz kelimelerin ilk üçü bizim için dünü, bugünü ve yarını, dördüncü ise bugünü, yarını ve yarından sonrasını temsil ediyor.
Dünyada konuşulan yaklaşık 5.000 dil, dünden bugüne bize tarihi taşıyor… İletişimin tarihi veya tarihin iletişimi. Dil, özgünlük ve iradedir. Toplumsaldır. Eğer toplumların kendine ait bir dili olmasaydı, kendilerine ait bir tarihleri de olamazdı. Böylelikle geçmişimizden bugünümüze; herkese ait olan, aslında kimseye ait olamayan bir olgu kalırdı tarih yerine. Oysa tarih aidiyettir, gururdur, benliktir. Pazar günleri uzun kahvaltı sofralarında aileleri ile tarihi konuşanlar bilirler; tarih aynı zamanda gelişimdir…
Tarih ve gelişim bize coğrafyamızı tanıma imkanı sağlar. Tarihi dinliyorsak eğer, yer aldığı coğrafyayı da merak ederiz. Coğrafya, insanlar ve yerler arasındaki ilişkileri anlatır bize. Sebepsiz değildir, aile büyüklerimizin geçmiş hikayelerini dinlerken zihnimizden geçen görsel karelerde anlattıkları olayların geçtiği coğrafyayı hayal ederiz farkında olmadan. Bizde dil ve tarihte olduğu gibi aidiyet hissini uyandırır. Bunun için aynı coğrafyanın insanlarına kendimizi daha yakın, havasına ve yemeklerine daha alışkın hissederiz.
Şüphesiz ki bir ülkenin coğrafyası ve tarihi ile ekonomisi çok yakın ilişkidedir. Ülke insanının eğitim ve öğrenim seviyesi, aile içinden başlayan kültürü ve sosyal yapısı o ülkenin ekonomisinde temeli oluşturur. Ekonomi somuttur, sonuçları hayatımızın akışını değiştirir.
Hayatımızı değiştirmek bizim elimizde ise, neden daha fazlasını yapmayız? Birçok nedeni olabilir. Gerçek şu ki; yeni ekonomide rol alabilmek ve firmalarımızı gelişmişlik seviyesine taşıyabilmek için çalışma alanlarımıza göre bilgilerimizi, kültürel yapımızı, iletişimimizi güncel tutmalı ve güçlendirmeliyiz. Ekonomimiz ancak, değerlerine sahip çıkan ve tarihinden bir şeyler öğrenen bireyler olarak bizlerin firmaları için yapacağı çalışmaların sürekliliği ile gelişmişlik seviyesine yükselebilir.
Saygılarımla
|